Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2012

H.265 codec ile 8K (7680×4320 piksel) çözünürlük

Standart kullanıma IMAX (motion picture film formatı) çözünürlüğü geliyor. Geçtiğimiz hafta San Jose- Kuzey Kaliforniya’da bir araya gelen Motion Picture Expert Group (MPEG) ve ITU Telecommunication Standardization Sector (ITU-T) arasında gerçekleşen toplantıda, yeni nesil sistemler ve adapte olan ağ yapılarında gerçekleşen video transmisyonlarında verimlilik ölçününü devrimsel dönüşüme götüren yeni H.265 CODEC standardının oluşturulmaya başlanıldığı açıklandı.

‘Co’mpression ( sıkıştırma ) ve ‘dec’ompression ( açma ) kelimelerinin birleşiminden oluşan ‘codec’ bir tür program ya da algoritma olarak tanımlayabiliriz. Sisteminize yüklediğiniz codec kalitesi, özellikle görsel performansı etkileyen önemli bir faktördür. CPU ve GPU teknolojisinin geçirdiği evrimler codec değişimini zorunlu kılarken eskileri yetersiz kalmakta ya da reel donanım potansiyeli kullanılamamaktadır. Genellikle eski tip kodeklerin (MPEG 4, MPEG 2) temelinde Huffman algoritması vardır ancak hala kullandığımız H.264 kodeğinde ise Huffman algoritmasıyla birlikte yeni nesil Arithmetic teknolojisi de kullanılır.


Yeni duyurulan H.265 ölçünü ya da High Efficiency Video Coding (HEVC): Yüksek Verimli Video Kodlama paketi ile 4K tanımlı Quad-Full High Definition; 3840×2160 piksel çözünürlük ve 8K tanımlı Ultra-High Definition Television; 7680×4320 piksel çözünürlük tipolojilerini de içeren gelecek nesil video aktarım ve oynatma teknolojilerinin desteklenmesi bekleniyor.

Bir açıdan bakıldığında 4K çözünürlük en çok sinemalarda kare başına 8.29MP sağladığı gerçeğine karşın aynı eşitliği monitör kurgusunda yakalamak istersek 4 adet 1080p tip monitörü bir arada kullanmamız gerekecektir. Diğer yandan 8K UHD çözünürlüğü ise kare başına 33.2MP düzeyinde kabaca IMAX formatında çözünürlük sağlamayı amaçlamaktadır, bu format; Tokyo NHK Bilim ve Teknoloji Araştırma Laboratuvarları tarafından önerilen ve hala gelişmekte olan bir formattır.

Yeni H.265’in başarımını ön plana çıkaran kodek topluluğu, selef pozisyonuna gerileyen günümüzün H.264 kodeğine göre video akışlarında %35-40 düzeyinde verimlilik artışı sağlanabileceğini savunuyor hatta toplantıda söz alan bir konuşmacı verimliliğin %67 daha yüksek olacağı konusunda ciddi açıklamalarda bulundu.

Toplantıdan çıkan sonuç ne olursa olsun, H.265 codec’in taslak halinin ötesine geçmesi, bir sonraki uluslar arası grup toplantısına kadar 6 ay, üzerine bir 5 ay kadar da H.265 standardının final sürümüne evrimi ve onay alması derken ancak takvimler Ocak 2013 tarihini gösterdiğinde H.265 paketi indirilebilir ve yüklenebilir hale gelecektir.

alıntı

02 Ocak 2012

Apple ilk dokunmatik telefonu tâ 1983 yılında tasarlamış!

Bildiğimiz gibi iPhone'un çıkışı 2007 yılının başında gerçekleşti. Peki ya Apple'ın dokunmatik teknolojisine ilgisi neredeyse 30 yıl öncesinde başladı desek…


Yukarıda gördüğümüz muhtemelen ofis kullanımına yönelik telefon tâ 1983 yılında tasarlanmış.

Her ne kadar hiçbir zaman seri üretime geçmiş olmasa da, bu prototip haliyle dahi oldukça çekici olduğu ortada. Hele bir de yılın 1983 olduğunu düşünürsek…

Telefon Frogdesign firmasının kurucusu olan Hartmut Esslinger tarafından tasarlanmış ki, Esslinger'in başta 'Kar Beyazı Tasarım Dili' projesi olmak üzere, Apple'ın Apple II'sinden, Macintosh'a varana değin günümüze dek uzanan çeşitli cihazlarının tasarımında katkısı olduğu biliniyor.

Özelliklerinin ne olduğunu bilmiyoruz ki zaten çok da önemli değil, ne de olsa dediğimiz gibi seri üretime geçilmemiş hiç. Sadece fotoğraftan gördüğümüz kadarıyla dijital kalemle çalışıyor model.

Evet; sanırız sadece bu konsept dahi, Apple'ın bugün biçtiği ekinleri aslında oldukça eskiden ekmeye başladığını göstermeye yetip de artıyor bile…

alıntı: http://www.pclabs.com.tr

Windows 8 yüklü ilk tabletlerin çıkış tarihi belli oldu

Windows 8 yüklü ilk tabletlerin çıkış tarihi belli oldu.

Digitimes'ın Acer ve Lenovo'nun tedarik zincirlerine dayandırarak aktardığı habere göre, her iki firma da (ve doğal olarak haberde adı geçmeyen diğer üreticiler) yazılım ayağında Microsoft'un Windows 8 işletim sistemi ve donanım kanadında ise Intel'in Clover Trail platformu tarafından güçlendirilecek ilk tabletler bu yılın üçüncü çeyreği içerisinde, yani Temmuz-Eylül aylarını kapsayan 3 ay aralığında satışa sunulacak.



Bildiğimiz gibi Intel'in önümüzdeki günlerde tanıtmaya hazırlandığı Medfield platformu temelde güç tüketimini esas aldığı için performans bazında çok yüksek bir başarım sağlaması beklenmiyor. Ki zaten bu bağlamda kendisi tabletleri de güçlendirecek olsa da asıl ağırlık akıllı telefonlara verilecek ve ARM'nin pazar hakimiyeti azaltılmaya çalışılacak.

İşte gelecek olan 32nm'lik üretim teknolojisine sahip Clover Trail platformu ile hedeflenen ana nokta, dokunmatik odaklı Windows 8 işletim sistemi ile birleşerek Wintel ortaklığını hem güç tüketimi hem de işlevsellik bazında tablet pazarında etkin bir oyuncu yapabilmek. Keza Microsoft'un geliştirdiği uygulamalara olan talep dolayısı ile bu tabletlerin kurumsal pazarda da yaygın bir yer edineceği öngörülüyor.

Bildiğimiz gibi Android tabanlı tabletler pazardaki iPad hakimiyetini sonlandırmayı başarmış değil. Ki zaten mevcut fiyatlandırmalarının sürmesi halinde uzun vadede de bunu başarmaları çok zayıf bir ihtimal. Hele bir de en önemli artıları olan Adobe Flash desteğinin kalkışını düşünürsek Android için işin daha da güçleştiğini söyleyebiliriz. Ki zaten 2011'i %60'ı aşkın bir pazar payı ile kapatan iPad'lerin bu yıl da benzer bir performans sergilemesi öngörülüyor.

Intel ve Microsoft'un amacı ise bu hakimiyeti kırmak. Ki zaten Microsoft'un bu yolda sadece Intel (yani x86) ile değil, ARM ile de ortaklık kurduğu gibi, Intel de beri yandan Android ile flört halinde.



alıntı: http://www.pclabs.com.tr

05 Aralık 2010

Bir maçı aynı anda 400 stadyumda izlemek!

2022 yılındaki Dünya Kupası'nın nerede olacağı gündemi meşgul eden büyük olaylardandı. Sony'nin patronu Howard Stringer Japonya için FIFA'ya inanılması çok güç bir teklifte bulundu.

Sony ve Japonya'nın teklifi Dünya çevresinde 400 stadyumu üç boyutlu ekranlarla donatıp, taraftarların oralarda da holografik olarak maçları gerçekmiş gibi izlemesiydi. Gerçek zamanlı holografik maçların aynı anda diğer stadyumlarda da oynanacak olması için Sony'nin patronu "bu bilim-kurgu değil" dedi.

"Bir zamanlar Walkman ve Playstation nasıl kulağa gerçekçi gelmiyorsa bu plan da gerçek 2022'de gerçek olacak" diyen Stringer, Japonya için de oldukça büyük bir avantaj olmuştu. Umarız 2022 Dünya Kupası'nın Katar'a verilmesi Sony'nin bu fikrinden vazgeçmesine neden olmamıştır.

03 Aralık 2010

NASA, arsenikle üreyen yeni bir bakteri türü keşfetti: Halomonadaceae GFAJ-1

NASA'da görevli bilim insanları dün gerçekleştirdiği basın toplantısında, gezegenimizde şimdiye kadar hiç görülmemiş yeni bir yaşam formu keşfettiklerini açıkladı. Halomonadaceae ailesi altında konumlandırılan ve GFAJ-1 kodu ile tanımlanan bu yeni bakteri türünü dünyamızdaki tüm canlılardan ayıran son derece önemli bir özelliği var ki o da kendisinin son derece kuvvetli bir zehir olan ve yaşayan hemen tüm canlılar için maruz kalınması büyük tehlike arzeden arsenik ile de üreyebiliyor olması. Şimdiye değin gezegenimizde bunu yapabilen hiçbir canlı türünün varolmaması ise durumu daha da önemli kılar nitelikte.

Dünya üzerinde yaşayan tüm canlı organizmalar DNA, RNA, protein ve lipid'lerinin kimyasal yapılarında 6 ana elementi kullanıyorlar. Biyomoleküllerin temel yapıtaşları olan ve yaşamın gelişimi için ana unsurlar olarak kabul gören bu elementler karbon, hidrojen, azot, oksijen, fosfor ve kükürtten oluşuyor. Fakat işte keşfedilen bu yeni bakteri türü arseniği fosforla yer değiştirebilme yani arsenikle de üreyebilme özelliğine sahip. Dahası fosforun bulunmadığı fakat orta derecede arsenik zenginliğine sahip olan yerlerde bakteri için uygun yaşam koşulu sağlıyor. Ki zaten bakterinin keşfedildiği yer de Kaliforniya'nın doğusunda yer alan ve zengin arsenik miktarına sahip olduğu bilinen Mono Lake gölü. Bakterinin yoğun arseniğe maruz kalması halinde yaşamını sürdürüp sürdüremediği hakkında henüz kesin bir tanı bulunmasa da, gerek mevcut durumu ve gerekse ait olduğu üst familyasının arsenik biriktirici bir özellliğe sahip olduğunun bilinmesinden hareketle kendisinin arnesiği DNA ve proteinleri ile bütünleşik hale getirme yetisine sahip olduğu düşünülüyor.

Bakteri üzerinde yapılan çalışmalarda elde edilen ilginç bir diğer sonuçsa arsenikle beslenmesinin fosforla beslenmesine kıyasla daha yavaş süreli bir büyüme arzetmesine karşın nihai anlamda arsenikle beslenen hücrelerin morfolojik olarak fosforla beslenenlere kıyasla 1.5 kat daha fazla hacime sahip olması ve arsenikle beslenen hücrelerin dahilinde fosfor beslenmesinde rastlanmayan kofula benzer büyük çaplı boşluklar gelişmesi. Yine bu beslenme koşullarında bakterinin altı gün içerisinde hücre sayısını 20 kat arttırması ise bir diğer önemli bulgu.

Bu keşfin en önemli sonucu ise hiç kuşkusuz bilim dünyasının yaşamın gelişimi için öngördüğü olmazsa olmaz unsurları yeniden tanımlamak zorunda kalacak olması. Çünkü GFAJ-1 gezegenimizde yaşamın gelişimi için standart kabul edilen elementlerin mutlak olmayabileceğini kanıtlamış durumda bizlere.

alıntı: Erdem Gukrer (PCLabs)

21 Temmuz 2009

Turkcell 4G hızında

Turkcell hız tartışmalarına son noktayı koydu: Turkcell, LTE testlerinde saniyede 170 Mbps’leri aşan hızlara ulaştı ve Türkiye’deki en hızlı veri transferini yaptı. Turkcell’in, Ericsson’la birlikte yaptığı LTE testlerinde veri hızı, saniyede 170 Mbps’i aşan hızlara ulaştı.



A tipi lisans avantaj oldu

3G için aldıkları A tipi lisansın, bir sonraki mobil genişbant teknolojisi olan LTE için kendilerine önemli bir avantaj sağladığını belirten Turkcell’in Şebeke Operasyonlarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İlter Terzioğlu, Turkcell altyapısı üzerinde mobil ortamda ulaşılan hızın benzersiz bir kullanıcı deneyimi sunduğunu belirtti.

Turkcell LTE Advanced

Terzioğlu Turkcell’in, LTE denemelerini gerçekleştirmek, endüstrileşmesini sağlamak, standartlarına yön vermek ve global bir ekosistem oluşturmak amacıyla çalışan LSTI Forum’daki üyeliğini de hatırlatarak, Turkcell’in, LTE teknolojisi konusunda da Türkiye’de öncü rolü üstlendiğini vurguladı. Turkcell, ayrıca Avrupa Birliği projeleri ve LSTI Forum’daki tecrübelerini kullanarak LTE sonrası için geliştirilmekte olan ve saniyede 1 Gbit’lerin iletiminin hedeflendiği “LTE Advanced” teknolojisinin çalışmalarına da devam ediyor.

alıntı

Savaşta cesetleri yiyen robot: EATR

İddiaya Göre: ABD ordusu için geliştirilen EATR, insan cesetlerini yiyerek enerji elde edebilecek.

Pentagon'un bir Maryland şirketine verdiği ihale bilim kurgu filmlerinden çıkma bir robotun doğmasına sebep oldu. Kendini organik materyalle besleyen, güç ihtiyacını karşılayan bir robot geliştirildi. Adı da EATR yani yiyici oldu. Açılımı Energetically Autonomous Tactical Robot.

EATR her türlü fosil yakıtı kullanabildiği gibi her türlü karbon bazlı organik enerji kaynağından faydalanabiliyor. Etrafta bulduğu bitkileri kullanarak aylarca sahada kendi kendine görevine devam edebiliyor. Haberin buraya kadar olan kısmında sorun yok. Ancak Fox haberlerine göre bu robot savaş alanındaki hayvan ve insan cesetlerini de kullanacak!
Savaş alanında bol bol bulunan cesetleri de kullanarak enerji üretecek bir robot fikri insanlarda dehşet uyandırdı. Neyse ki sonradan EATR'ı geliştiren firma bunu yalanladı. Savaş alanında cesetlere zarar vermenin Cenevre Sözleşmesi'ne suç olduğunu belirten firma, EATR'ın masum olduğunu, genel olarak çalı çırpıyla besleneceğini söyledi. Yerde bulamazsa da minik elektrikli testeresiyle kesebilecek.

Yine de biraz düşünürsek ihtimal hala orada. Organik enerji kaynaklarını değerlendiren, yemek yiyen bir robotun hele ki savaş alanı kullanımı tüyler ürpertici bir fikir. Bu teknoloji sayesinde devriye bölgesine giren insan ve hayvanları ateş açıp öldüren, sonra da yiyerek devriyeyi sürdüren robotlar mümkün oluyor. 

Devriyeden öte, enerji sıkıntısı olmadan gezegen üzerine organik yaşamın olduğu her yerde çalışabilecek, insan gibi varlığını sürdürebilecek robotlar mümkün hale geliyor.

alıntı

13 Temmuz 2009

3G'ye Erken Başvuru Fırsatı

Turkcell 3G’li olmak, ücretsiz ve çok kolay: “3G” yazıp 2323’e gönderenler, 30 Temmuz’da 3G dünyasına ilk adım atanlardan olacak.

Türkiye’nin lider iletişim ve teknoloji şirketi Turkcell, 81 il merkezinde aynı anda hizmete açacağı 3G teknolojisinden 30 Temmuz’dan itibaren hemen yararlanmak isteyen müşterilerinin erken başvurularını 13 Temmuz’da almaya başlıyor.

Dünyanın en gelişmiş mobil iletişim teknolojisiyle zaman ve mekandan bağımsız olarak 3G hızıyla internete bağlanmak isteyen Turkcell müşterilerinin yapması gereken tek şey, “3G” yazıp 2323’e ücretsiz bir kısa mesaj atmak. Erken başvuru yapan ve cihazları 3G uyumlu Turkcell müşterileri, 30 Temmuz günü herhangi bir işlem yapmadan, kendilerine Turkcell’in yapacağı bilgilendirmeden itibaren, 3G’ye geçerek hızlı mobil interneti, en yenilikçi ve kullanışlı servisleri hemen kullanmaya başlayacaklar.

3G için erken başvuru sürecinin başlamasına ilişkin bir açıklama yapan Turkcell Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Lale Saral Develioğlu, tüm Turkcell müşterilerinin 3G döneminde de kendilerine uygun ürün ve servisleri Turkcell’de bulacağını söyledi: “Müşterilerimize en geniş 3G kapsaması ile en hızlı 3G bağlantısını sunacağız. En çeşitli cihazları ve servisleri de Turkcell 3G kalitesiyle sunmak için 30 Temmuz’u bekliyoruz. 3G’nin hayatımıza gireceği 30 Temmuz günü bu yeni teknolojiyle hemen tanışmak isteyen müşterilerimiz, 13 Temmuz’dan itibaren ücretsiz bir kısa mesaj göndererek erken başvurularını yapabilirler” dedi. Develioğlu ayrıca, Turkcell’in 3G’de görüntülü görüşmeyi sesli görüşme ile aynı fiyattan sunacağını, böylelikle Turkcell müşterilerinin en ileri mobil iletişim teknolojisinden aynı fiyatla yararlanacağını belirtti.

Bireysel müşterilerin yanı sıra Turkcell’in kurumsal müşterileri de 2 Temmuz’dan beri erken başvuru yapabiliyorlar. Turkcell kurumsal müşterileri, 3G için çağrı merkezi ve kurumsal online işlem merkezinden kolaylıkla başvuruda bulunabiliyor

07 Temmuz 2009

Land Rover Cep Telefonu: S1

Land Rover’ın Sonim'le birilikte geliştirdiği cep telefonu, üzerinden fil de geçse çalışmaya devam ediyor. Arazi aracı üreticisi Land Rover, zorlu koşullarda çalışanlar ve macera tutkunları için dünyanın en dayanıklı cep telefonunu üretti. Telefon üreticisi Sonim'le birlikte üretilen S1 adı verilen modelin ‘en dayanıklı telefon’ ünvanını alaması uygulanan zorlu testlerden sonra mümkün olabildi. 


Dayanıklılık testlerinde telefonun üzerinden bir Land Rover geçti, telefon bir fil tarafından ezildi ve çamura batırıldı. Testler bunlarla sınırlı kalmadı. Fırında 150 derece sıcaklığa maruz bırakılan, yarım litrelik bira içinde bekletildi ve bir binanın ikinci katından aşağı fırlatılan S1 çalışmaya devam etti. 

Telefonun tek özelliği sağlamlığı değil. Dışarıda kullanıma uygun olarak tasarlanan S1’in bin 500 saat batarya ömrü var ve telefon sesli ortamlarda duyulabilmesi için çok yüksek tonda ses çıkarabilen özel zil seslerine sahip. 

2 megapiksel kameraya da sahip olan telefon 415 dolara satışa çıkarıldı. Şimidilik sadece İngiltere’de satışa sunulan S1’e Vodafone'un ezeli rakibi Orange Telekom abonesi olarak ayda 40 dolara sahip olunabiliyor.

alıntıdır

28 Haziran 2009

Abdülhamid Han Ve Robot Teknolojisi

Abdülhamid Han'ın yaptırmış olduğu  'ALÂMET' isimli robot; dünyada ezan okuyan ilk saat olma özelliğine sahiptir. Sultan, bu muhteşem özelliklere sahip saati Japonya'ya göndermiştir. Muhtemel ki Japonlar, bugünkü robot teknolojilerini, semâ yapan, ezan okuyan bu saatten almışlardır.

1887 yılında Japon İmparatoru'nun yeğeni Prens Komatsu   bir savaş gemisiyle İstanbul'a gelir. Abdülhamid  Han'a birtakım hediyeler takdim eder ve  Sultan ile görüşmelerde bulunur.

1889 yılında ise; Japon İmparatoru Meiji, İstanbul'a özel elçiler gönderir. Bu elçilerle birlikte; Sultan Abdülhamid Han'a  özel hediyeler ve bir de özel bir mektup gönderir. Gönderilen bu hediyeler içersinde; Japonya'nın en büyük nişanı olan, Büyük Krizantem Nişanı da vardır. Bu Nişan, Sultan Abdülhamid Han'a takdim edilir. Özel mektupta ise Japon İmparatoru, Abdülhamid Han'dan; "İslâm dini, ilim ve teknolojik gelişmeler, vakıflar, hayır kurumlar vs. konuları ile ilgili olarak kendilerine Japonca veya Fransızca olarak bilgiler," gönderilmesini rica eder.

Abdülhamid Han, konuyu Şeyhülislam Cemâleddin Efendi'ye  açar. Osmanlı'nın bilgi ve teknolojisi hakkında bilgi isteyen, deniz aşırı bir ülkeye, eli boş elçiler gönderilemezdi. İlk etapta; tezhipli bir Kuran-ı Kerim ve daha bir çok hediye, elçilerle  Japon İmparatoru'na gönderilir. Diğer bilgiler için de süre istenir.

Bu süre zarfında  Sultan Abdülhamid Han, Yeni Kapı Mevlihânesi saat sanatkârı, Musa Dede'yi Huzur'a çağırır. Musa Dede saat mekaniğini çok iyi bilen zattı. Sultan, Musa Dede'den; "çok iyi bir ekip kurarak, daha önce hiç yapılmamış, eşi benzeri olmayan, teknolojik bir saat yapmasını," ferman buyurur. Bunun üzerine Musa Dede, yedi kişilik bir ekip kurarak  çalışmalara başlar. " Daha önce hiç yapılmamış, dengi olmayan nasıl bir saat yapmalı ?" Diye derin düşüncelere dalar.

Birkaç gün sonra, Sultan Abdülhamid Han, çalışmalar hakkında bilgi almak için Musa Dede'yi Huzur'a çağırır. Musa Dede ve ekibinin çizdikleri projeleri inceler, ancak bunlardan tatmin olmaz. Çünkü Musa Dede'nin getirdiği çizimler, klasik saat örneklerinin değişik versiyonlarıdır. Huzur'da bulunan Derviş Dede'ye fikri sorulur. Derviş, kağıttaki çizimleri inceler ve şöyle der: "Bu saat Semâzen  şeklinde olsun. Her saat başı, kollarını açıp semâ etsin ve gong çalsın." Sultan Abdülhamid Han projeyi eline alır, dikkatlice inceler, tefekküre dalar ve dahiyane şu fikri söyler: "Hayır gong çalmasın! Ezan okusun. Öyle bir tertip yapın ki, saat başı ezan okusun," der. Kağıda birkaç ayrıntı çizerek Musa Dede'ye verir. Musa Dede, "Ferman Sultanımındır," diyerek düşünceli bir şekilde huzurdan ayrılır.

Guguklu, gonglu  ve değişik melodili saatler mevcuttu. Bunlar; körük ve mekanik düzenlerle halledilebilirdi. Ama ezan sesi, insan sesiydi. Bu nasıl yapabilirdi? Sultan'a, ' Efendim bu nasıl olur?' Demeden Huzur'dan çıkmıştı. Musa  Dede, bu düşüncelerde sahafları dolaşırken, Fakir Dede'ye rastlar. Fakir Dede  Melâmi Mevlevî  Meşreb bir zattı. Musa Dede, konuyu gizlice Fakir Dede'ye açar. Fakir Dede, Musa Dede'yi neşeye boğan şu bilgileri vermişti: Frenk icadı Gramofondan ilham alınabilir. Edison 1877 yılında fonograf cihazını bulmuştu. Ses kaydı yapan  bu cihazı önerir. Gramofonun  1887  yılının 20 Eylülü'nde Emil Berliner tarafından patenti alınmıştı. Yani ezan okuyan saat yapmak mümkündü.

Hemen çalışmalara başlandı. Kısa bir süre sonra, Semâzen şeklinde, normal bir insan boyuna yakın, saatli bir robot yapıldı. Robotun özellikleri şu şekilde idi: Kaideye oturtulmuş gövdesi; saat başı semâ ediyor, bu esnada kollarını açıyor, gümüş levhalardan yapılmış etekleri açılıyor ve aynı anda ezan okuyordu. Etek kısmının üstündeki mazgallardan ezan sesi geliyordu. Öyle bir mekanizma kurulmuştu ki, tüm bunları yaparken yarım metre yürüyor, hem dönüyor ve ezan bitince de tekrar yarım metre geri giderek yerine dönüyor; kollarını ve eteklerini indiriyordu.  Robot'un tamamı gümüş ve altın kaplamadan yapılmıştı. Robot'un arka kısmında kurma yeri mevcuttu ve yedi günde bir kuruluyordu.

Robot'u Sultan Abdülhamid Han'a gösterdiklerinde, Sultan çok beğenmiş ve biraz da şaşkınlıkla; "bunun ismi ALÂMET olsun. Bu tam bir ALÂMET," demişti.

Alâmet'in, gövdesinin boyun kısmına yakın yerinde; altın işlemeli ay-yıldız, eteğindeki mazgalların altında ise, Osmanlı Devlet Arma'sı bulunuyordu. Sağ kolunun altında ise, bu projede yer alan ustaların baş harfleri yer almıştı.

Sultan Abdülhamid Han;  asrın harikası, sanat ve teknoloji eseri olan, ezan okuyan bu robotu, Ertuğrul Firkateyni ile Japon İmparatoru'na, özel bir mektup, başka hediyeler ve nişanlar ile beraber göndermişti.

Firkateyn'in, kafile Başkanı Albay Osman Bey, gemi komutanı da Yarbay Ali Bey'di. Temmuz 1889 yılında İstanbul'dan yola çıkan gemi, 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya'nın Yokohoma limanına varmış ve Japon Hanedanınca  görkemli bir tören ile karşılanmıştır.

Şimdi, bu Alâmet isimli ezan okuyan saatin varlığı bugüne kadar niye bilinmedi? Biraz bu konuyu irdeyelim: Japon elçiler İstanbul'a gelip, Sultan Abdülhamid Han'a Japonya'nın en büyük nişanı olan Krizantem'i verdiklerinde, mukabiliyet  esasına göre, kendilerine Abdülhamid Han'ın da, Osmanlı Devlet'i adına Japon  İmparatoru'na bir nişan verip vermeyeceği sorulur. Bunun üzerine Ertuğrul Firkateyni ile ; Osmanlı Özel Nişanı ve yanında diğer hediye ve nişanlar,  Osman Bey tarafından  Japon İmparatoru'na takdim edilir.

Tarih kitapları ve Osmanlı arşivlerinde bu olaylar belgelerle sabittir. Fakat bilinmeyen konu şudur: Peki Alâmet isimli, ezan okuyan, saatli robottan neden hiç söz edilmez! Bu işin sırrı da şudur: Belgeler de şöyle der: "Osmanlı nişanları, hediyelerle beraber Japon İmparatoru'na takdim edilmiştir." Bu kısımlar Japonlara ait belgelerde ise şu şekilde mevcuttur: " Osmanlı Devleti adına, Sultan Abdülhamid Han'ın elçileri, Osmanlı nişan ve hediyelerini Japon İmparatoru'na sunmuşlardır." İşin püf noktası, Alamet'ten bahsedilmemesinin  sırrı burada saklıdır. Şimdi lütfen dikkat buyurun: Osmanlıca, Alâmet  demek, nişan, işaret demektir.Yani ALÂMET kelimesinin Osmanlıca lügat  karşılığı NİŞAN'dır. İşte sır budur. ALÂMETTEN;  NİŞANLAR VE HEDİYELER olarak kayıtlarda bahsedildiğinden, Alâmet adeta kamufle olmuştur. Yani bilerek bir  saklama yoktur. Bugüne kadar tarihin tozlu sayfalarında saklı kalmış bir hakikat böylece  ilk defa gün yüzüne çıkmış oldu.

Fakat yine de akıllara bazı soru işaretleri gelebilir? Meselâ, Japonlar niye bu robot (Alâmet) gerçeğini ifşa etmemişlerdir? Bu soruya şöyle yanıt bulunabilir: O dönemlerde Japon Hanedanlığı karışıklıklar yaşıyordu. Saraylar ve bazı özel hediye mekânları yağmalandı, soyuldu. Alâmet o karışık dönemde, bu soygunlar esnasında birinin eline geçmiş olabilir. Bir başka soru işareti ise; O dönemlerdeki saat firmaları acaba Alâmet'ten ilham almış olabilirler mi? Mesela, Seikosha  saat fabrikası 1892 yılında kurulmuş, 1899 yılında ilk alarmlı saati piyasaya sürmüştür. 1881 yılında Kintaro Hattori tarafından Seiko Co limitet şirketi kurulmuştur. Soru şudur: Acaba Alâmet bu saatlere ilham olmuş mudur? Acaba Alâmet'in üzerinde bulunan 7 ustanın baş harfleri bir şeyler ifade ediyor mudur? Ezan okuyan saatlerin menşeinin Japonya olmasında  acaba ne kadar Alâmet'in etkisi vardır? Bilinmez ama bilinen bir şey varsa; ilk ezan okuyan ve robot sayılabilecek saati dünyada ilk defa Sultan Abdülhamid Han sahneye çıkarmıştır.

SIRDAŞ, Alâmetle ilgili olarak Sultan Abdülhamid Han'a tarihi bilgileri okur, ve Kara Kaplı'ya kaydeder. Sultan Abdülhamid Han'da; "bu teknolojinin daha da geliştirilmesi gerektiğini vurgular."

Alâmet'in tek resmi; muhtemelen  YILDIZ yağmasında yanmış olup, deforme olmuş haliyle geride kalkan parçasına baktığımızda; bu projede görev alan ustalardan biri elinde kurma kolu ile görülmekte, yanında ise Alâmet bulunmaktadır.Resmin üzerinde, silinmiş Osmanlıca yazılar ve bir köşesinde silinmiş Japonca harfler yer almaktadır.

Şunun bilinmesinde fayda vardır; robot teknolojisi çoğunun bildiği gibi, yeni bir teknoloji değildir. 1900 yılların başında yayınlanan Osmanlıca gazetelerin birinde: Robotları kullanarak dünyayı ele geçirilmeye çalışılacağı ve bu yönde çalışmaların olduğu yazılmaktadır.

İslâm bilginleri, robot diye tabir edilen çalışmaları asırlar önce yapmıştır. Fakat bilinen ve işlevi olan ilk robot ALÂMETTİR. Robot terimi, önceden programlanmış komutları yerine getiren mekanik vs. cihaz demektir.Çok azı insana benzer.

Bu vesile ile Ertuğrul Firkateyni şehitlerinin aziz ruhlarına El-Fatiha.

Oktan Keleş

oktankeles@gmail.com

alıntıdır

27 Haziran 2009

Mindset Üzerine

48 YIL SONRA OTOMOBİL'DE İLK "DEVRİM" 

İlk Türk otomobili Devrim`den tam 48 yıl sonra bu kez Türk tasarımı çevreci bir otomobile imza atıldı. Ünlü tasarımcı Murat Günak`ın geliştirdiği hibrid otomobil Mindset`i Türkiye`de üretmek için sürdürdüğü çalışmalar meyvesini verdi. 

Yaratıcı Türk Murat Günak girişimci genlerinin etkisiyle 400-500 milyon euroluk yatırım desteği için Başbakan Erdoğan'la görüştü. Günak'ın yanında İsviçreli ortağı Lorenzo Schmid de vardı. 


PROJE YATIRIMCISI TÜRK OLACAK 

Otomobildeki Türk devrimine finans sağlayacak olan yatırımcının Türk olması konusunda anlaşıldı. Yatırımcılar arasında Volkswagen`i Türkiye`de yatırıma ikna etmeye çalışan Doğuş Grubu'nun başarılı Başkanı Ferit Şahenk de bulunuyor. Bir aksilik çıkmazsa yatırımcı sayısı 4 olacak. 


VW'DEN AYRILIP KENDİ MARKASINI YARATTI 

VW Grubu Tasarım Başkanlığı`ndan ayrıldıktan sonra İsviçre`de kendi markasını yaratmak için çalışmaya başlayan Murat Günak, Mindset adını verdiği hibrid aracı üretmek için yatırımcı arıyordu. 

SABAH gazetesinde çıkan haberler üzerine harekete geçen Yatırım Ajansı, TAYSAD ve İhracatçılar Birliği, Murat Günak`la temasa geçti. Murat Günak`ın da Mindset`i Türkiye`de üretmeye sıcak bakması, çalışmayı hızlandırdı. Günak`ın Mindset`i anavatanında üretmeyi istediğini söylemesinden etkilenen Başbakan Erdoğan, rahatsızlığına rağmen özel araçla üstü kapalı olarak getirilen Mindset`in direksiyonuna geçip sır gibi saklanan projeyi tüm dünyaya duyurdu. Başbakanlık resmi konutu etrafında tur atan Erdoğan, teknoloji harikası otomobili oldukça beğendi, motorun çok sessiz çalıştığını söyledi.


7 SANİYEDE 100 KM HIZ 

Türk tasarımcı MURAT GÜNAK`ın tasarladığı hibrid (hem elektrikli hem de benzinli motorla çalışan otomobil) motorlu araç; 7 saniyede 100 kilometre hıza ulaşabiliyor. 100 beygir gücünde motora sahip Mindset`in aküleri, frene basıldığında dolmaya başlıyor. 

Dolu aküsüne ek olarak benzinli motor desteğiyle yol alabilen Türk hibrid'i Mindset tek şarjla 800 kilometre yol yapabiliyor. 

İsteğe bağlı olarak 26 beygir gücünde iki silindirli benzinle çalışan portatif motorla desteklenebiliyor. Mindset, güneş enerjisi ile giderken arka stop lambası yeşil renkte yanıyor. Fiyatının 50 bin Euro civarında olması beklenen elektrikli otomobil, 800 kg ağırlığa sahip. İlk etapta yılda 10 bin adet üretilmesi planlanıyor. 



TÜRK'ÜN ADINI DUYURACAK 

Otomobilin maksimum hızı saatte 140 kilometre. Bu arada Devlet Bakanı Çağlayan da, `Türkiye açısından dünyanın çok önemli yatırım ve markası olacak, dünyaya Türk adını, Türk imajını duyuracak`` dedi. Çağlayan, otomobili Türk sanayicisinin Anadolu`daki KOBİ`leriyle beraber üreteceğini söyledi. 



MINDSET'İ TÜRKİYE İÇİN YAPTIM 

Murat Günak tasarımın 2 yıl sürdüğünü belirterek, `Beyefendiye gösterdik. Bizim için çok büyük bir gün. Mutlu bir şekilde geri dönüyoruz`` dedi. 

Mercedes, Volkswagen ve Peugeot firmalarında tasarım başkanı olarak çalıştığını anımsatan Günak, bu aracı Türkiye için yaptığını söyledi. Günak, Başbakan`ın çok mutlu olduğunu ifade ederken de `Baksanıza araçla dışarıya çıktı`` dedi. 



SERİ ÜRETİM OLACAK MI? 

`Aracın seri üretiminin yapılıp yapılamayacağı`` sorusu üzerine ise Günak, Devlet Bakanı Zafer Çağlayan`ı işaret ederek, `Beyefendiye sormalı`` dedi. Geçen hafta sonu İstanbul`a gelen Günak, Devrim Arabaları filmini de izledi. 



İLK DEVRİM AĞLATTI 

Mühendislerin verdiği mücadeleden etkilenen Günak, filmin sonunda gözyaşlarına hakim olamadı ve hüngür hüngür ağladı. 

Mindset'te Güvenlik: 

Kaynaklanmış alüminyum profillerden oluşan bir yürüyen aksam destekleyici öğeleri sağlıyor. Bu yürüyen aksama harici kaplamaları oluşturan elyafla güçlendirilmiş, plastik bileşenler takılmış. Güvenlik içeren yolcu bölmesi yürüyen aksamın bir parçası ve bütün yolcu kısmının etrafını saran son derece katı bir konstrüksiyondan oluşuyor. Dahası, kapılardaki ve aracın üzerindeki güçlendirici profiller ve öndeki hava yastıkları yolcuların güvenliğini arttırıyor. 

Mindset'te sınırısz seçenek: 
Örnek vermek gerekirse, yol kapsamını artırmak için kullanılabilecek, ihtiyaç duyulmadığında garajda bırakılabilen bir menzil uzatıcı güneş panelleri, ayrıca ayarlanabilen, özel amaçlar için, örneğin golf çantaları, giysiler, alışveriş, köpekler vs. için gereken ekstra girintilere ve eklere sahip bir iç hacim bunların arasında sayılabilir. 



PEKİ BU AŞAMAYA NASIL GELİNDİ 

Küresel ekonomik krizin vurduğu otomobil sektöründe dev şirketler birer birer batarken, Murat Günak bu olumsuzlardan etkilenmemeye çalışarak hayalini gerçekleştirmek uğruna çabaladı. Dün tanıtılan projeye destek verense İsviçreli yatırımcı Sprit Avert`in patronu Lorenzo Schmid oldu. 

Toplam 250 milyon euro yatırım yapılan Mindset bu yılın ikinci yarısında satışa çıkacak.

alıntı

17 Haziran 2009

4G'nin Getireceği yenilikler

Mobil cihazlarda yüksek çözünürlüklü video devri 4G ile açılacak. İşte 4G'nin getirecekleri.

Ağ donanım sağlayıcılarından Cisco'nun yaptığı açıklamaya göre 4G servisleri kimi şirketlerin video uygulamalarının sonu olacak. Cisco Uluslararası Servis Sağlayıcısı Pazarlama Müdürü Suraj Shetty geçen hafta yaptığı bir söyleşide "şirketlerin yüksek-hızlı kablosuz geniş bant teknolojileri olan WiMAX ve LTE'nin, yüksek çözünürlüklü videoların mobil cihazlarda paylaşımına imkan sağladığını" belirtti.

Ayrıca "telekomünikasyon şirketlerinin kapsamlı video servisleri sunarak kendilerini neredeyse kablolu internet'e çevirdiğini, kablolu internet sağlayıcılarının da geliştirilmiş ses ve internet seçenekleri ile bu şirketlerle daha iyi rekabet edeceği" açıklamasında bulundu.

Günümüzde şu bir gerçek ki yüksek çözünürlüklü bir videoyu DSL ve ya fiber optik üzerinden paylaşabiliyoruz. Fakat aynı durum kablosuz bir ortam için neredeyse imkânsız. Ama 4G gelince, bu gibi paylaşımları kablosuz ortamda rahatça yapmak mümkün olacak.

Cisco'nun mobil internet veri alışverişi üzerine yaptığı bir araştırmada; 2013 yılına girildiğinde veri alışverişi %64 video, %19 veri servisleri, %10 dosya paylaşımı ve %7 ses olacak deniliyor. Ayrıca yine bu araştırma günümüz video transferinin 2012 yılı sonlarına kadar 4 kat çoğalacağını gösteriyor.

12 Haziran 2009

Yeni LightFrame özelikli Philips LCD'ler

Philips Avrupa, göz yorgunluğunu azaltan "mavi ışık çerçeveli" ekranı LightFrame'in satışa çıkacağını duyurdu. 22 inç boyutunda ve beyaz renkte piyasaya çıkacak bu yeni LCD monitör, farklı çerçevesi dışında görüntü iyileştiren farklı teknolojilere de sahip olacak.

Photobucket

Çerçevesinden yayılan mavi ışıkla kullanıcının odaklanmasını artıran ve gözlerinin daha az yorulmasını sağlayan LightFrame, aynı zamanda 12000:1 karşıtlık oranı ve TrueVision teknolojisi ile yükse görüntü kalitesine ulaştığını iddia ediyor.

Temmuz ayından itibaren piyasada olacak LigthFrame, 3 yıl garantiye ve 540 TL tavsiye edilen satış fiyatına sahip olacak.

08 Haziran 2009

Need for Speed: Shift

Amerika kökenli Electronic Arts'ın bir kült hâline gelen Need For Speed serisinin sonuncusu olan ve 17 Eylül 2009'dan itibaren raflardaki yerini alacak olan Need For Speed: Shift için bir tanıtım videosu yayımlandı. 






Need For Speed: Shift'in geliştiricilerinden Jesse Abney, oyunun, yeni bir sürücü tecrübesi sunacağını ve gerçeğe son derece uygun bir yapay zeka algoritması ile tasarlanacağını belirti. Araç içi kamera açısının tüm detaylara sahip olacağını da belirten Abney, vites değişimi ya da direksiyon kontrolü gibi unsurların bu açıdan rahatlıkla izlenebileceğini vurguladı.

06 Haziran 2009

Gran Turismo 5'in Ilk Videosu E3'de Yayımlandı.

Sony, oyunların tanıtımının yapıldığı E3 fuarında oyunlarına değinirken aralarında popüler yarış oyunu Gran Turismo'yu da gösterdi. Yayınlanan video gerçekten grafikleri ve PlayStation 3 'ün gücünü ortaya koyuyor.





03 Haziran 2009

Peregrine Oyun Eldiveni!

Gelişen teknoloji ile birlikte bilgisayarlara veya elektronik cihazlara hükmetmenin yolları da değişti. Uzun süredir hayali kurulan, oyunları elle yönetme düşüncesi Iron Will Technologies sayesinde gerçek oluyor. 
Şirket, geçtiğimiz gün Peregrine adındaki bir eldiven kontrol arabirimini tanıttı. Peregrine, teorik olarak parmak uçlarında yer alan alıcılara göre hareketin algılanması ile çalışıyor. Aynı zamanda cihaz, TouchPoint teknolojisi kullanıyor. Peregrine, RTS ve MMO gibi oyunların yanı sıra, kullanıcıların karışık bilgisayar oyunlarını da bu tarzlar gibi oynamasını sağlıyor. Parmak uçlarında yer alan alıcılar sayesinde kullanıcıların 30’dan fazla hareket yapmasına olanak sağlayan cihaz, hıza duyarlı sensörler bulunduruyor. 
2009 sonbaharında satışa sunulması planlanan Peregrine, kullanıcıların bilgisayar oyunlarındaki ana kontrol birimi olan klavyeyi ortadan kaldıracak gibi görünüyor.

Detaylı Bilgi: www.theperegrine.com

Sonyericsson MicroSD Kullanacak!

Bugüne kadar cep telefonu ürünlerinde sürekli olarak memorystick kullanan Sony Ericsson, ani bir karar alarak depolama sistemini değiştiriyor. Yeni yöntem, microSD kartlar.

Günümüzde çoğu mobil cihazda depolama ihtiyacı için kullanılan microSD kartlar, hızlı olması nedeniyle büyük avantajlar sağlıyordu. Sony Ericsson ise bugüne kadar inatla memorystick yöntemiyle ürünlerini geliştirmeye devam etti. 

Günümüze ayak uydurma kararı alan Sony Ericsson, artık ürünlerini microSD depolama yöntemi ile geliştirecek. microSD'leri destekleyen ilk modeller de; Satio, Aino ve Yari olacak.

25 Mayıs 2009

ATi R800; Çift GPU'lu DirectX 11 destekli ekran kartı


Endüstrinin 40nm üretim teknolojisiyle hazırlanan ilk ekran kartını kullanıma sunarak dikkatleri üzerine çeken AMD-ATi, kapalı kapılar ardında yeni nesil grafik işlemci mimarisi için çalışmalarını sürdürüyor. Daha önceki haberlerimizde de belirttiğimiz üzere firma, yılın ikinci yarısında duyurulması planlanan RV870 kod adlı yeni grafik işlem birimi üzerindeki çalışmalarına ara vermeden devam ediyor. 40nm üretim teknolojisiyle hazırlanan ve DirectX 11 desteği sunması beklenen RV870 GPU'su ile Radeon HD 4800 serisinin elde ettiği başarıyı geliştirmeyi ve pazar payını arttırmayı hedefleyen firma, rakibi Nvidia'ya karşı takip ettiği stratejiyi Radeon HD 5000 serisi ile de bir kez daha tekrarlayacak gibi görünüyor.

AMD çatısı altına girdikten sonra GPU geliştirme stratejisinde değişikliğe giderek yüksek performanslı ekran kartlarında yüksek güç tüketimine sahip transistör canavarı iri GPU'lar hazırlamak yerine, orta segment için liderliğe oynayabilecek, yeni nesil teknolojilerle donatılmış GPU'lar geliştirerek performans liderliği içinde tek bir kart üzerinde aynı GPU'nun çiftini kullanma yoluna giden ATi bu konudaki ilk girişimini R680 kod adını taşıyan Radeon HD 3870 X2 ile gerçekleştirmiş ancak hedeflediği başarıya ulaşamamıştı. Firmanın bu konudaki asıl hamlesi ise RV770 ile olmuş ve hazırlanan Radeon HD 4850 & 4870 modelleriyle fiyat/performans noktasında rekabetçi çözümlere imza atan firma asıl sürprizini ise sona saklamıştı.

Özellikle Radeon HD 4850 modelinin lanse edildiği dönem için 199$ seviyesinde sergilediği performans, Radeon HD 4870 modelinin ise GDDR5 bellek teknolojisi gibi ilklere sahip olması üstelik her iki ekran kartının da TeraFLOP seviyesinde yüksek işlem gücü sunabilmesi gibi detaylarla başarı kazanan ve yüksek satış rakamlarına ulaşan AMD-ATi, Ağustos ayında duyurduğu çift RV770 GPU'lu Radeon HD 4870 X2 modeliyle aylar sona yeniden performans liderliğini ele alarak yaklaşık 5 ay boyunca liderliği kimselere bırakmamış, Nvidia ise geçtiğimiz Ocak ayında duyurduğu GeForce GTX 295 modelini pazara sunarak rakibine yanıt vermişti. Şimdi gözler yılın ikinci yarısında başlaması beklenen yeni düello'da!

Radeon HD 4890 modelinin hız aşırtmalı versiyonları ile yine endüstride ilk defa 1GHz'de çalışan ekran kartını pazara sunan AMD-ATi'nin çift grafik işlemcili yeni bir ekran kartı üzerinde çalıştığı teyit edildi. R700 kod adını taşıyan Radeon HD 4870 X2 modelinden sonra firmanın çift grafik işlemcili yeni performans cananarı R800 olacak. Pazara Radeon HD 5870 X2 adı altında giriş yapması her ne kadar henüz doğrulanmış olmasa bile kuvvetle muhtemel görünen yeni modele, hazırlık çalışmaları devam eden 40nm RV870 GPU'sunun çifti güç verecek. Tek PCB'li tasarıma sahip olması ve yüksek frekansta çalışan yeni nesil GDDR5 bellekler kullanması beklenen ekran kartı, AMD-ATi'nin yeni amiral gemisi olacak.

Peki yılın ikinci yarısında bizleri neler bekliyor? Her ne kadar henüz AMD-ATi ve Nvidia cephesinden çalışmaları süren yeni GPU mimarileriyle ilgili herhangi bir somut açıklama yapılmış olmasa da RV770 vs. GT200 rekabetinin bir benzerinin RV870 ve GT300 için de söz konusu olabileceği söyleniyor. Yani Nvidia'nın 512x paralel işlem birimine, 512-bit bellek veri yolu desteğine ve GDDR5 belleklerle 250GB/sn'lik bellek bant genişliğine sahip olacağı iddia edilen MIMD tabanlı GT300 GPU'sunun GT200 gibi en hızlı ama aynı zamanda en yüksek maliyetli GPU olabileceği, RV870'in ise fiyat/performans başarımıyla öne çıkacağı, çift GPU'lu R800'ün ise GT300'e karşı liderlik için mücadele edeceği iddia ediliyor.

Henüz detaylar netleşmiş olmasa bile görünen o ki AMD-ATi, çift grafik işlemcili ekran kartı stratejisini R8xx jenerasyonuyla da sürdürecek. RV870 GPU'sunun çiftine yer verilecek R800 kod adlı modele karşı Nvidia'nın ise GT300'ün çiftini temel alacak herhangi bir model girişimi olur mu bilinmez ama her iki ekran kartı üreticisinin planlarını bozacak bir üçüncü oyuncu olarak Larrabee kod adlı yeni nesil GPU mimarisi ile Intel'in endüstriyi nasıl etkileyeceği ise cevabı merakla beklenen bir diğer önemli soru olarak dikkat çekiyor. 


alıntı
Kaynak : http://www.fudzilla.com/content/view/13832/1/


16 Mayıs 2009

Fujitsu'dan Dünyanın "en hızlı işlemcisi"

Geçtiğimiz aylarda ilk olarak sabit disk sektörünü Toshiba'ya devredip o piyasadan çekilen Fujitsu, hatırlayacak olursak en son da yonga üretiminde TSMC ile ortaklığa gideceğini duyurmuştu. Firmanın şimdiki haberimize konu olma sebebi ise, 10 yıl aradan sonra bir kez daha dünyanın "en hızlı" işlemcisini geliştirmiş olması.

Venus kod adını taşıyan, Sparc64 (VIIIfx) tabanlı işlemci, 45nm'lik üretim teknolojisinin ürünü 8 adet çekirdeğe sahip. Saniyede tam tamına 128 milyar ( 128GFLOPs) işlem yapabildiği belirtilen model, günümüzün -yine Intel'e ait olan- en hızlı işlemcisinden 2.5 kat daha ileride. Yine bu model 2008'de dağıtımı yapılan selefi SPARC64 VII'den de (4 çekirdek, 65nm) 3 kat daha hızlı. Tüm bunların yanında enerji verimliliği de cabası. (Intel'in 3'te 1'i kadar enerji tüketimine sahip)


4 tane yonga ile ilişiklendirilebilinip, toplamda 521GFLOPs'luk hesap gücüne erişebilen işlemciyi, sadece süper bilgisayar yapımcılarına değil endüstriye de pazarlamayı hedeflediklerini belirten Fujitsu yetkilileri, işlemcinin ana kullanım alanlarının ise ilaç geliştirme, roket motoru tasarımı, deprem öngörümü vs. gibi yüksek hesaplama gücü gerektiren sahalar olduğunu vurguladı.

alıntı

15 Mayıs 2009

Intel Arrendale: CPU + GPU


AMD’nin ardından Intel de hem işlemci (CPU) hemde grafik işlemcisi (GPU) barındıran ve dizüstü bilgisayarlar için tasarlanan Arrendale işlemcisini tanıttı. Arendale’nin yapısında 32nm teknolojisi ile üretilmiş bir işlemci (CPU) ve 45nm teknolojisiyle üretilmiş bir grafik işlemcisi (GPU) bulunuyor.

İntel’in bu yeni teknolojisindeki esas amaç, Windows Aero gibi genel grafik işemlerini ekran kartı yerine kendi içerisinde çözümleyecek ve oyun gibi daha güçlü ekran performansının gerekli olduğu yerlerde ise harici ekran kartı devreye girecek. Intel yetkilileri, bu sistemin uygun bir sürücü ile çok kolay olacağını söyleniyor.

Bu işlmcinin dizüstü bilgisayarlarda kullanılacağını da göz önüne alırsak büyük bir enerji tasarrufu sağlayacağı kesin. Yeni işlemciler bu yılın sonunda piyasaya sürülecek.